Kuantum Yolculuğu #6 — Makine: Uzaydan Soğuk, Evden Büyük

Kuantum Yolculuğu #6 — Makine: Uzaydan Soğuk, Evden Büyük

Serideki Makaleler:

Daha önce kuantum bilgisayarların ne yaptığını konuştuk. Qubit’ler, kapılar, algoritmalar… Hep yazılım tarafına baktık ama bir şeyi hiç sormadık; bu şeyler fiziksel olarak nasıl var oluyor?

Çünkü ortada sıradan bir makine yok.

Bir kuantum bilgisayarın çalışabilmesi için içindeki ortamın uzay boşluğundan yaklaşık 180 kat daha soğuk olması gerekiyor. Uzayın sıcaklığı yaklaşık -270°C. Bu makinelerin iç sıcaklığı ise -273.15°C’ye, yani mutlak sıfıra bir nefes uzaklıkta. İnsanoğlunun doğada var olmayan bir soğukluğu laboratuvar ortamında yaratması gerekiyor, sadece qubit lerin kuantum durumlarını kontrol edebilmek için.

Bu soğukluğu sağlayan şey bir masaüstü cihaz değil. Birkaç ton ağırlığında, bir oda büyüklüğünde, altın kaplamalı bakır katmanlardan oluşan devasa bir yapı. Dışarıdan bir avizeye benziyor. İçeride ise belki de dünyanın en sessiz, en izole, en kontrollü ortamı var.

Altın avize görünümlü kuantum bilgisayar soğutma sistemi (seyreltme buzdolabı)

Bir qubit’i elinize alıp bakamıyorsunuz. Süperpozisyonu bir düğmeye basarak açamıyorsunuz. Dolaşıklığı kablo bağlayarak kuramıyorsunuz. Her şey atomaltı düzeyde, nanometre hassasiyetinde ve inanılmaz kırılgan bir dengede gerçekleşiyor.

Bugün o makinelerin kapağını açıyoruz.

Temel Zorluk: Kuantum Durumları Çok Hassas

Kuantum bilgisayar inşa etmenin en büyük zorluğu hesaplama gücü ya da yazılım değil. Asıl sorun çok daha temel; kuantum durumları inanılmaz kırılgan.

En ufak bir dış etki bir derece sıcaklık farkı, zeminden gelen mikro titreşim, yakındaki bir cihazdan sızan elektromanyetik dalga qubit’in süperpozisyonunu yok edebilir. Buna decoherence (tutarsızlaşma) deniyor ve bu “en ufak etki” derken gerçekten en ufağını kastediyoruz. Bir insanın birkaç metre öteden yürümesi bile yeterli olabilir.

Şöyle düşünelim, pürüzsüz bir mermer zeminde dönen bir topaç. Dönmeye devam ettiği sürece dengede bu süperpozisyon ama zemindeki en küçük çizik, odadaki en hafif hava akımı, birinin uzaktan attığı bir adımın yarattığı titreşim topaç sendeleyip düşüyor. İşte decoherence bu oluyor. Gerçek qubit’ler bu topaçtan çok ama çok daha hassas.

Bir qubit’in süperpozisyonda kalabildiği süre tipik olarak mikrosaniye mertebesinde, yani saniyenin milyonda biri. Ancak son gelişmeler bu süreyi uzatıyor: 2025’te Princeton ve Aalto Üniversitesi ekipleri, süperiletken qubit’lerde tutarlılık süresini 1 milisaniyenin üzerine çıkarmayı başardı, bu önceki rekorun yaklaşık üç katı. Yine de bu süreler hâlâ çok kısa; bu pencere içinde hem hesaplamayı yapmak hem sonucu okumak gerekiyor. Süre dolduğunda qubit sıradan bir bit’e dönüşüyor ve tüm kuantum avantajı kayboluyor.

İşte bu yüzden kuantum bilgisayarlar, qubit’leri dış dünyadan izole etmek için olağanüstü önlemler alıyor. Bu önlemler bizi yazının başında bahsettiğimiz o devasa, uzaydan soğuk makinelere getiriyor.

Yaklaşım 1: Süperiletken Qubit’ler

IBM, Google ve sektördeki büyük oyuncuların çoğu bu yöntemi tercih ediyor.

Temelde olay şu: Bir mikroçip üzerine minik bir elektrik devresi kazıyoruz. Bu devre özel malzemelerden yapılmış ve aşırı soğutulduğunda kuantum davranışı göstermeye başlıyor. İşte bu devrenin kendisi bir qubit oluyor.

Peki “süperiletken” ne demek? Oradan başlayalım.

Süperiletkenlik Nedir?

Bir elektrik kablosunu düşünelim. İçinden akım geçerken kablo ısınır. Bu ısınma, kablonun içindeki atomların elektrona “dur yavaşla” demesinden kaynaklanıyor. Buna elektrik direnci deniyor. Her malzemede var. Telefonunuzun şarj sırasında ısınmasının sebebi de bu.

Şimdi ilginç kısım: Bazı malzemeler alüminyum, niyobyum gibi çok düşük sıcaklıklara soğutulduğunda bu direnç tamamen ortadan kalkıyor. Azalmıyor, sıfıra yaklaşmıyor. Tamamen yok oluyor. Elektrik akımı hiç enerji kaybetmeden, teorik olarak sonsuza kadar akmaya devam edebiliyor. Bu olguya süperiletkenlik deniyor.

Peki direnç nasıl yok olabiliyor? Normal koşullarda elektronlar birbirini iter ikisi de negatif yüklü, aynı kutuplu mıknatıslar gibi. Fakat çok düşük sıcaklıklarda beklenmedik bir şey oluyor: Elektronlar çiftler halinde hareket etmeye başlıyor. Bu çiftlere Cooper çifti deniyor.

Şöyle hayal edelim: Kalabalık bir caddede herkes tek başına farklı yönlere yürüyor, birbirine çarpıyor, ilerlemek zor. Bu normal iletkenlik. Şimdi aynı kalabalığın ikişerli sıralar halinde, uyum içinde, hiç birbirine çarpmadan yürüdüğünü düşünelim. Kimse kimseyi engellemediği için akış mükemmel. İşte Cooper çiftleri bunu yapıyor ve süperiletkenliğin tüm sırrı burada yatıyor.

Süperiletken Qubit’te 0 ve 1 Ne Demek?

Süperiletken bir qubit, özünde çok küçük bir elektrik devresi. Bu devrede süperiletken malzemeden yapılmış bir tel halkası var ve içinden akım geçiyor.

Kritik nokta şu: Bu akım iki yönde akabilir.

  • Saat yönünde akan akım → |0⟩ durumu
  • Saat yönünün tersine akan akım → |1⟩ durumu

Tek şeritli bir yolda giden bir araba düşünelim: Ya ileri gider ya geri. İkisi aynı anda olmaz. Normal bir elektrik devresinde de akım ya bir yöne akar ya diğerine.

Fakat süperiletken devre yeterince soğutulduğunda, içindeki milyarlarca Cooper çifti artık klasik fiziğin değil kuantum mekaniğinin kurallarına tabi oluyor ve bu noktada akım aynı anda her iki yönde de akabiliyor. Aynı telde, aynı anda, hem saat yönünde hem ters yönde. Kulağa imkansız geliyor ancak bu süperpozisyon ve 2000 yılında Delft ile Stony Brook’taki araştırmacılar bunu deneysel olarak doğruladı.

Josephson Eklemi: Qubit’in Kalbi

Süperiletken qubit’in en kritik bileşeni Josephson eklemi.

Bu, iki süperiletken malzeme arasına yerleştirilmiş birkaç atom kalınlığında ince bir yalıtkan tabaka.

Normal koşullarda elektronlar yalıtkandan geçemez ama kuantum dünyasında tünelleme var; Parçacıklar, klasik fiziğe göre geçemeyecekleri engellerin içinden geçebiliyorlar.

Bu özellik devreye özel bir davranış kazandırıyor. Enerji seviyeleri eşit aralıklı değil bu sayede sadece iki seviyeyi (0 ve 1) izole edip kontrol edebiliyoruz.

Süperpozisyon Nasıl Yaratılıyor?

Qubit başlangıçta 0 durumunda akım saat yönünde akıyor diyelim.

Süperpozisyona sokmak için mikrodalga darbesi gönderiyoruz.

Bu darbe, mutfağımızdaki mikrodalga fırına benziyor ama çok daha hassas. Belirli bir frekansta (genellikle 5-7 GHz), belirli bir süre boyunca, belirli bir güçte sinyal gönderiliyor.

Bu darbe qubit’in enerji seviyesini değiştiriyor. Darbenin süresi ve gücü doğru ayarlandığında, qubit tam ortada kalıyor ne tamamen 0, ne tamamen 1. İkisinin süperpozisyonunda.

Serinin 4. yazısında bahsettiğim Hadamard kapısı işte bu. Matematiksel bir kavram gibi görünüyor ama fiziksel karşılığı basit: Doğru ayarlanmış bir mikrodalga darbesi göndermek.

Neden Bu Kadar Soğuk Olmalı?

Süperiletken qubit’ler mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda çalışmak zorunda: Yaklaşık 15 milikelvin, yani -273.13°C.

İki kritik sebep var:

1. Süperiletkenlik için: Malzemelerin süperiletken olması için kritik sıcaklığın altına inmek gerekiyor.

2. Termal gürültüyü bastırmak için: Sıcaklık, atomların rastgele titreşimidir. Bu titreşimler qubit’lerin hassas kuantum durumlarını bozar. Mutlak sıfıra yaklaştıkça bu titreşimler neredeyse duruyor.

Seyreltme Buzdolabı: Altın Avize

Bu aşırı düşük sıcaklıklara ulaşmak için seyreltme buzdolabı kullanılıyor.

Kuantum bilgisayar fotoğraflarında gördüğünüz o altın renkli, avize gibi görünen yapı işte bu.

Normal buzdolapları gaz sıkıştırma-genişletme döngüsü kullanır ama bu yöntemle sadece birkaç Kelvin’e kadar inilebilir.

Seyreltme buzdolabı helyumun iki izotopunu (helyum-3 ve helyum-4) kullanıyor. Çok düşük sıcaklıklarda bu iki helyum izotopu karışmıyor, su ve yağ gibi ayrı fazlar oluşturuyor.

Helyum-3 atomları yoğun fazdan seyreltik faza geçerken ısı emiyorlar. Bu sürekli döngü, sistemi milikelvin’e kadar soğutabiliyor.

IBM’in Goldeneye projesi, şimdiye kadar yapılmış en büyük seyreltme buzdolaplarından biri: 1.7 metreküp hacminde, 6.7 ton ağırlığında.

Yaklaşım 2: Tuzaklanmış İyon Qubit’leri

Süperiletken qubit’ler yapay atom mantığıyla çalışıyordu. Bu sefer gerçek atomlarla iş yapıyoruz. IonQ, Quantinuum gibi şirketler bu yolu tercih ediyor.

Nasıl Çalışıyor?

Atom seçimi: Genellikle yiterbiyum ya da kalsiyum atomları kullanılıyor. Bu atomlardan bir elektron koparılıyor ve geriye pozitif yüklü bir “iyon” kalıyor. Bunu şöyle düşünün; normal atom kendi halinde, kimseyi dinlemiyor ama bir elektronunu aldığınızda elektrik yüklü hale geliyor ve artık elektrik-manyetik alanlarla onu istediğiniz yere yönlendirebiliyorsunuz.

Tuzaklama: İyonlar, özel elektrotların oluşturduğu elektromanyetik alanlarla havada askıya alınıyor. Hiçbir yüzeye değmeden, boşlukta asılı duruyorlar. Hepsi pozitif yüklü olduğu için birbirini itiyor ve doğal olarak düzgün bir çizgi halinde diziliyor aynı kutuplu mıknatısları yan yana koymaya çalıştığınızda nasıl birbirini itip eşit aralıklara yerleşiyorsa, iyonlar da öyle.

Lazer soğutma: Atomlar normalde sürekli titreşir, hareket eder. Bu hareket kuantum işlemlerini bozuyor. Lazerlerle bu hareketi yavaşlatıyoruz neredeyse tamamen durduruyoruz. Neredeyse mutlak sıfıra kadar soğutulmuş, sakin bir atom üzerinde hassas işlemler yapabiliyoruz.

Qubit olarak kullanma: İyonun elektronunun iki enerji seviyesi var. Bu seviyeler |0⟩ ve |1⟩ durumlarını temsil ediyor. Lazer darbeleriyle bu seviyeler arasında geçiş yapılarak qubit kontrol ediliyor. Bir nevi ışık anahtarı gibi — ama bu anahtar sadece açık/kapalı değil, ikisinin arasında da durabiliyor.

İyon Qubit’lerde Süperpozisyon

Qubit’imiz havada asılı duran tek bir atom. Elektronun iki enerji seviyesi var:

Düşük enerji → |0⟩
Yüksek enerji → |1⟩

Süperpozisyon için belirli frekansta, belirli süre boyunca lazer darbesi gönderiliyor. Darbe doğru ayarlandığında, elektron iki seviyenin süperpozisyonuna giriyor hem düşük hem yüksek enerjide aynı anda.

Burada önemli bir fark var süperiletken qubit’lerde süperpozisyonu biz mühendislik ile yaratıyorduk. İyon qubit’lerde ise atomun kendi doğasını kullanıyoruz. Malzemeyi biz icat etmiyoruz, doğa zaten hazır vermiş.

Avantajları

Doğal özdeşlik: Evrendeki her yiterbiyum iyonu diğerleriyle birebir aynı. Fabrikadan çıkan iki süperiletken qubit arasında üretim farklılıkları olabilir ama doğadaki atomlar zaten özdeş kalite kontrol problemi yok.

Uzun tutarlılık süreleri: Tuzaklanmış iyonlar kuantum durumlarını saniyeler, hatta dakikalar boyunca tutabiliyor. Süperiletken qubit’ler tipik olarak mikrosaniyelerle sınırlı (en son rekorlar milisaniyeye ulaşsa da bunlar henüz yaygın değil). Bunu şöyle düşünün; süperiletken qubit ile çalışmak, eriyen bir buz kalıbı üzerine heykel yapmaya benziyor çok hızlı olmanız lazım. İyon qubit ise mermer gibi, düşünmek için vaktiniz var.

Yüksek doğruluk: Şu an en düşük hata oranlarına sahip sistemler bunlar. Tek qubit kapıları %99,99 üzeri doğrulukla çalışabiliyor.

Dezavantajları

Yavaş kapılar: Bir kuantum kapısı işlemi iyon qubit’lerde mikrosaniyeler alıyor, süperiletken qubit’lerde nanosaniye. Yani iyon qubit daha sabırlı ama daha yavaş. Çok adımlı büyük hesaplamalarda bu yavaşlık birikiyor.

Ölçeklendirme zorluğu: Aynı tuzağa çok fazla iyon koymak zor. Birkaç iyonu kontrol etmek kolay ama sayı arttıkça her bir iyona lazerle bireysel olarak ulaşmak zorlaşıyor — kalabalık bir masada oturan düzinelerce kişiyle aynı anda bire bir göz teması kurmaya çalışmak gibi. Ayrıca iyonlar birbirine o kadar yakınlaşıyor ki, birine gönderdiğiniz komut istemeden komşusunu da etkiliyor.

Yaklaşım 3: Fotonik Qubit’ler

Üçüncü yaklaşım qubit olarak fotonları kullanıyor ışık parçacıkları. Xanadu, PsiQuantum gibi şirketler bu alanda çalışıyor.

Nasıl Çalışıyor?

Fotonik qubit’ler ışığın farklı özelliklerini kullanarak kuantum bilgisi kodluyor:

Polarizasyon: Işığın titreşim yönü (yatay/dikey) |0⟩ ve |1⟩’i temsil edebilir. Gözlüğünüzün polarize camı gibi düşünün ışığı sadece belirli bir yönde geçiriyor. İşte o yön bilgi taşıyor.

Yol kodlaması: Fotonun hangi optik yoldan gittiği qubit durumunu belirleyebilir. Yolun ikiye ayrıldığı bir kavşak düşünün foton sola giderse |0⟩, sağa giderse |1⟩.

Zaman dilimi: Fotonun ne zaman geldiği de bilgi taşıyabiliyor.

Avantajları

Oda sıcaklığında çalışıyor: Fotonik qubit’lerin çoğu bileşeni oda sıcaklığında çalışıyor. Süperiletken qubit’ler için gereken o dev buzdolabı burada gerekmiyor. Bu da maliyeti ciddi şekilde düşürüyor.

Fiber optik uyumluluğu: Fotonlar mevcut telekomünikasyon altyapısıyla zaten uyumlu. Bugün internetteki veriler fiber optik kablolarla foton olarak taşınıyor. Yani kuantum bilgisini taşımak için sıfırdan altyapı kurmak gerekmiyor, mevcut karayollarını kullanabiliyoruz.

Dezavantajları

Tek foton üretimi: Güvenilir ve birbirine özdeş tek foton kaynakları üretmek hâlâ ciddi bir mühendislik problemi. Bir musluktan damla damla su akıtmak kolay ama her damlanın birebir aynı boyutta olmasını garantilemek zor. Fotonlarda da durum bu.

Foton kaybı: Fotonlar optik bileşenlerden geçerken kaybolabiliyor. Her kayıp direkt hesaplama hatası.

Dolaşıklık Donanımda Nasıl Yaratılıyor?

Süperpozisyon tek qubit’in özelliğiydi. Dolaşıklık iki qubit’i birbirine bağlıyor. Peki bu bağ fiziksel olarak nasıl kuruluyor?

İki Adımlı Süreç

Adım 1 — Süperpozisyona sok: Birinci qubit’i daha önce anlattığımız şekilde (mikrodalga darbesi veya lazer ile) süperpozisyona alıyoruz. Birinci qubit artık hem |0⟩ hem |1⟩ durumunda. İkinci qubit hâlâ |0⟩’da.

Adım 2 — CNOT kapısını uygula: CNOT kapısı iki qubit arasında koşullu bir etkileşim yaratıyor. Kuralı basit: birinci qubit |1⟩ ise ikinci qubit’i ters çevir, |0⟩ ise dokunma. Bir domino etkisi gibi düşünün birinci taş düşerse (|1⟩) ikinci taşı da deviriyor, düşmezse (|0⟩) ikinci taş yerinde kalıyor.

Ama birinci qubit süperpozisyonda hem |0⟩ hem |1⟩. Ne oluyor o zaman?

|0⟩ dalında → ikinci qubit değişmiyor, |0⟩ kalıyor → sonuç: |00⟩
|1⟩ dalında → ikinci qubit ters dönüyor, |1⟩ oluyor → sonuç: |11⟩

Sistem artık |00⟩ + |11⟩ süperpozisyonunda ve bu iki qubit dolaşık.

Birini ölçtüğünüzde |0⟩ çıkarsa diğeri kesinlikle |0⟩. |1⟩ çıkarsa kesinlikle |1⟩. Aralarındaki mesafe fark etmiyor ister yan yana olsunlar, ister evrenin iki ucunda.

CNOT Kapısı Fiziksel Olarak Ne?

Süperiletken Qubit’lerde

İki qubit arasında kapasitif bağ var elektriksel bir etkileşim. Belirli frekanslarda mikrodalga darbeleri gönderilince qubit’ler birbirini etkiliyor. Etkileşim nanosaniyeler sürüyor ama bu süre iki qubit’i dolaşık hale getirmeye yetiyor.

İyon Qubit’lerde

Aynı tuzakta yan yana duran iki iyon, ikisi de pozitif yüklü olduğu için birbirini itiyor. Bu itme kuvveti fizikte Coulomb kuvveti deniyor aralarında doğal bir etkileşim yaratıyor. İki iyonu görünmez bir yay bağlıyormuş gibi düşünün, birini hareket ettirdiğinizde diğeri de tepki veriyor. Doğru ayarlanmış lazer darbeleriyle bu etkileşim kontrol edilerek iki iyon dolaşık hale getiriliyor.

Fotonik Qubit’lerde

İki foton, özel bir optik bileşen olan ışın bölücüden (beam splitter) aynı anda geçirildiğinde, çıkışta hangi fotonun hangi yola gittiği belirsiz hale geliyor. Bu belirsizlik dolaşıklık yaratıyor. Bir kavşakta aynı anda giren iki arabanın çıkışta hangisinin hangi şeride geçtiğini ayırt edemediğinizi düşünün — işte fotonlar da bu “ayırt edilemezlik” sayesinde birbirine bağlanıyor.

Üç farklı kuantum donanım yaklaşımı ve dolaşıklığın fiziksel olarak oluşturulması

Üç farklı donanım yaklaşımını ve dolaşıklığın fiziksel olarak nasıl kurulduğunu gördük. Şimdi devam etmeden önce, kuantum bilgisayarlar hakkında en sık duyduğumuz birkaç yanlış anlamaya göz atalım.

Sık Yanlış Anlamalar

“Kuantum bilgisayar her şeyi hızlandırır.”

Hayır. Sadece belirli problem türlerini hızlandırıyor; faktörizasyon, optimizasyon, kuantum simülasyonu gibi. Excel açmak için kuantum bilgisayar gerekmez, hiçbir zaman da gerekmeyecek.

“Aynı anda tüm cevapları hesaplıyor.”

Süperpozisyon var ama ölçüm anında tek bir sonuç çıkıyor. Kuantum algoritmalarının işi, doğru cevabın ölçülme olasılığını artırmak. Aslında bu bir sihir değil buna akıllıca tasarlanmış matematik demek daha doğru.

“Klasik bilgisayarlar öldü.”

Klasik bilgisayarlar çoğu iş için kuantum bilgisayarlardan daha verimli kalacak. Biri diğerini öldürmeyecek, birlikte çalışacaklar. Gelecek hibrit sistemlerde.

Bugün Neredeyiz?

Büyük Oyuncular

  • IBM: 1121 qubit’lik Condor ile 1000 qubit bariyerini aşan ilk şirket oldu. Ancak IBM, Condor’dan sonra strateji değiştirdi: artık qubit sayısını artırmak yerine hata oranını düşürmeye odaklanıyor. Aynı etkinlikte tanıttığı 133 qubit’lik Heron işlemcisi, önceki nesle göre 3–5 kat daha iyi performans sunuyor ve çapraz paraziti neredeyse sıfıra indiriyor. Ücretsiz bulut erişimi de sunuyor.
  • Google: 2019’da “kuantum üstünlüğü” ilan etti. 2024’te Willow işlemcisiyle (105 qubit) hata oranını ciddi şekilde düşürdü.
  • Microsoft: Topolojik qubit’lere odaklanıyor. Qubit bilgisini tek bir noktada değil, maddenin geometrik yapısına yayarak depolama fikrine dayanıyor. Düğümü çözülmeden kalamayan bir ip gibi düşünün; bilgi tek bir yerde değil yapının tamamında olduğu için dış etkiye karşı doğası gereği daha dayanıklı. Henüz erken aşamada ama başarılı olursa hata düzeltme yükünü ciddi şekilde azaltabilir. Azure Quantum üzerinden bulut servisi veriyor.
  • Çin: Jiuzhang (foton tabanlı) ve Zuchongzhi (66 qubit, süperiletken) işlemcileriyle ciddi sonuçlar aldı. Devlet destekli yoğun yatırımla kuantum yarışında iddialı bir konumda.

Bugünkü Sınırlamalar

  • Qubit sayısı: En büyük sistemler 1000–1500 qubit civarında. RSA şifrelemeyi kırmak için bazı tahminlere göre 20 milyon fiziksel qubit gerekiyor. Bu kadar çok qubit’e ihtiyaç duyulmasının sebebi hata düzeltme: bugünkü qubit’ler çok hata yaptığı için, güvenilir tek bir “mantıksal qubit” elde etmek için binlerce fiziksel qubit’in birlikte çalışması gerekiyor. Yani 20 milyon qubit’in büyük çoğunluğu hesaplama değil, hata düzeltme için harcanacak. Daha çok yolumuz var.
  • Hata oranı: Şu an %0,1–1 civarında. Güvenilir hesaplama için %0,0001’in altına inmemiz gerekiyor — kabaca bin kat iyileşme.
  • Decoherence: Qubit’ler süperpozisyonu uzun tutamıyor. Çevreden gelen en ufak etki bir titreşim, sıcaklık değişimi, elektromanyetik gürültü kuantum bilgisini mikrosaniyeler, en iyi ihtimalle milisaniyeler içinde bozabiliyor.

Son Söz

Kuantum bilişim artık bilim kurgu değil.

Teori var. Algoritmalar var. Donanım her yıl biraz daha ilerliyor. Tam olarak ne zaman olgunlaşacak 5 yıl mı, 20 yıl mı kimsenin net bir cevabı yok ama gidişat ortada.

Şunu bir düşünelim; bugün elimizde tuttuğumuz telefon, 1960’ların süper bilgisayarlarından daha güçlü. O dönemde biri bize “cebinizde bilgisayar taşıyacaksınız” dese gülerdik. Kuantum bilgisayarlar şu an o noktada. Laboratuvarlarda, dev soğutma sistemlerinin içinde, birkaç yüz qubit’le çalışıyorlar ama bir gün ilaç keşfinde yıllar süren simülasyonlar saatlere inecek. Kırılamaz sanılan şifreler saniyede çözülecek. Bugün hayal bile edemediğimiz malzemeler tasarlanacak. Yapay zekâ, kuantum işlem gücüyle bambaşka bir seviyeye çıkacak.

Serinin sonuna geldik ama kuantum yolculuğumuz burada bitmiyor aslında yeni başlıyor.

Bir sonraki yazılarda görüşmek üzere.

İyi çalışmalar.